Pazar

Hatti, Frig, Kimmer, İskit, Med, Pars, İskender, Arap, Selçuklu, Danışmentli ve Osmanlı dönemlerinde bögenin merkezi haline gelmiş: eski medeniyetlere yol başı olmuş böylesine bir ilçe, her gelen medeniyetle değişmiş; bugünkü hâli geçmişin bir parçası olmuştur.
Ballıca mağarası, Kaz Gölü, Mahperi Hatun Kervansarayı, Öksö Deresi, Şelaleleri ve Kemer Suyu gibi bakir tarih ve tabiat güzelliklerinin bulunduğu ilçemizin geleceğinin parlak olacağına yürekten inanıyorum.

Adsız tasarım
Erkilet Var2

Pazar İlçesinin Tarihi

Pazar İlk çağlarda Kral Yolu, sonralarında İpek Yolu üzerinde bulunması dolayısıyla sürekli istila, tahrip, yağma ve isyanlara sahne olmuştur. Tabii güzelliklere sahip olması, bol suları, verimli arazileri önemli bir yerleşim yeri olmasını sağlamış ve istilacıların iştahını kabartmıştır.
Tokat’a, Turhal ve Zile’ye olan yakınlığı dolayısıyla Pazar’m tarihi Tokat ile özdeşleşmiştir.
Antik dönemde Kazova’nın ismi DAZİMON, DAZİMONTİS’DİR. Yeşilırmak’ın adı İRİS, Pazar Adasının adı CELLARİON, Erkilet’in adı ise ARCHALİS’DİR.
Pazar, sonraları Türklerin eline geçince KAZÂBÂD ya da KAZOVA’YA bağlı yerleşim birimlerinden biri olarâk; AYNA PAZARI, AYNALI PAZAR, CUMA PAZARI, EĞRİŞEHİR, AVNİBEY PAZARI, AYAN PAZARI gibi isimlerle de anılmıştır.
Özellikle CUMA PAZARI ismine kaynaklarda sıkça rastlamaktadır.(Bu konu. Doç. Dr. Selçuk Eraydın’ın “Tasavvuf ve Tarikatlar” adlı eserinin 406. sayfasında zikredilmiştir. 4. Baskı, 1994 İstanbul).
-

Arkeolog-Sanat Tarihçi Ekrem Anaç’ın bir görüşün de Ekrem Anaç“Ayna“ kelimesinin pek çok kaynakta yanlış okunduğunu ve bu kelimenin aslının Farsça Cuma günü anlamına gelen “Azine”,’den geldiğini savunmakta ve görüşünü, Osmanlıca Türkçe Terimler Sözlüğündeki Azine kelimesi ile ilgili açıklamalara dayandırmakta ve Sözlükte bu kelimenin zaman içerisinde ‘ine’ kelimesine dönüştüğünün ifade edilmekte olduğunu belirtikten sonra, Azine kelimesi Arap harfleriyle yazılarken “z” harfinin zaman içinde düştüğünü, geriye kalan “elif’, ”ya”, “nun” ve “ he” harfleri burada ‘ayna’ şeklinde, başka yerlerde ise ‘ine’ şeklinde okunduğunu ifade etmektedir.
Yine aynı konuda Kadı Burhaneddin Devleti Tarihini anlatan Bezm-i Rezm kitabında Kazova ’da Azine Pazarı(ayna) diye bir yerleşimden bahsedilmekte olduğunu ve bu gün halen Pazar İlçesinde süregelen haftalık pazarın, Cuma günleri kurulduğunu ifade etmektedir.

Pazar M.Ö. 3000-2000 yıllarda Hat İmparatorluğu sınırlan içindeyken; M.Ö. 2000’li yıllarda Orta Asya’dan gelen kavimlerin etki alanında kalmıştır

M.Ö 1200-700 lü yıllarda Frig egemenliğine girmiştir. Frigler Anadoluda'da yüksek bir medeniyet bırakmışlardır. Bu Medeniyetin izlerini Tokat'ın pek çok tümülüsünden, höyüklerinden çıkarılan örneklerde görmek mümkündür

M.Ö. 8. asırda Kimmer ve İskitler kısa bir süre bölgeye hâkim olmuşlardır.
M.Ö. 7. asırda Medler Anadolu’yu işgal ettiklerinde Pazar ve çevresi de Med hâkimiyetine girmiştir.

M.Ö. 546 Yılında Anadolu’ya on binlerce askerle giren Persler Medleri yenmişler, Anadolu ve dolayısıyla Pazar çevresinde, Perslerin egemenliği hâkim olmaya başlamıştır. Pazar, yukarı Kapadokya’ya bağlı satraplık olmuştur.

Pazar İlçesi M.Ö. 4. asırda (M.Ö. 336) Büyük İskender İmparatorluğu sınırları içindedir.

M.Ö. 323-100 yılları arasında verimli topraklan, sulak alanları, av hayvanlarının çeşitliliğiyle göz kamaştırdığından Aryatlar ve Rum Pontus arasında sürekli el değiştirmiştir.
M.Ö. 92 yılında Sulla Komutasındaki ordu, Kazova’ya girdi.
Rum Pontus hâkimiyetinde bulunan yöreyi, Gordios ve Tigran komutanlarına bağlı orduları ağır bir bozguna uğrattı, yüzlerce insan öldü, binlercesi yaralandı.
Sulla zafer sarhoşlu-ğu ile bölgeyi kendine bağladı.

Kıyamet Yılları

M.Ö.71 yılı baharında Roma komutanı Lucullus, Rum ve Ermeni asilerin sık sık saldırısına uğrayan bölgeyi gadirden kurtarmak için Tokat’ta geldi.
Yeşilırmak köprülerini tutmakla vazifeli komutan Roma saflanna geçti. Aynı hareketi Feniks de yaptı.
Bölgedeki bu saf değiştirmeler yakın bir gelecekte kopacak kıyametin habercisi gibiydi. Kuzeyden güneye geçiş yollarının kesişme noktası olan Tokat ve çevresini, tarih boyunca bütün kavimler tutmak istemişlerdir. Bunun için sayısız kale yaptırılmıştır. Yalnız, Kelkit-Tozanlı-Çekerek havzasında M.Ö.200-150 yıllan arasında irili ufaklı yetmiş beş kale vardır.
Özellikle Yeşilırmak çevresinin yaşamaya (bulaşıcı hastalık yüzünden) elverişli olmayışı insanları, ovaya hâkim sırtlara yerleşmelerine mecburi kılmış; miladi yılın birkaç asır öncesi ve sonrasında üç-beş evin çevresine hemen kaleler ve kuleler yerleştirilmiştir.
îşte bu kavşak noktasının en büyük savaşlarından biri M.Ö 67 tarihinde Kaz Gölü çevresinde olmuştur.

Romalılara karşı Rum VI. Mihridates hayatının savaşını Zile’ye üç mil mesafedeki Skotius dağında yapmıştır.

VI. Mihridates Zile ve çevresinden topladığı askerlerle Romalı komutan Triarius’u gafil yakaladı.
Birkaç saldırı hareketinden sonra

Roma piyadeleri Kaz Gölüne doğru kaçmaya başladılar. Arkada VI. Mihridates askerleri, önde Kaz Gölünün bataklığı vardı. İki cephe karşısında sıkışan Roma askerlerini VI. Mihridates’in kuvvetleri bir bir imha etti. Bu hazin savaşta, 7000 Romalı askerle 150 subayın cesetleri sayıldı. Geriye kalan askerlerin çoğu Kaz Gölü bataklığında boğuldu.
Bu acı yenilgiden sonra Roma İmparatorları, Rum Pontus İmparatorlarını takibe başladı.

Fırsat bulduklan zaman, Pontus İmparatorluğuna saldırmaktan kaçınmadılar. Büyükbir savaş kaçınılmazdı. Pontus İmparatorları da kendilerine güvenden dolayı şımardılar.

V I. Mihridates Yeşilırmak’ın kuzey sahiline geçti (Mercimek Tepesi eteklerine). Romalılar tarafından boşaltılan Turhal’a girdi (Gaziura).
V I. Mihridates, kazandığı zaferi büyüterek, işi söz dalaşına döktü.
“Asarım, keserim, beni kimse yenemez, Romalılara Anadolu'yu dar edeceğim” gibi sözler sarf etti. Roma İmparatorlarım alaya aldı.
Bu azgınlıkla kendini yeme içmeye verdi. Artık kendini kimsenin yenemeyeceğini düşünüyordu.
Zile, Turhal, Kazova’nın bin bir çeşit bitki örtüsünün verdiği zengin damak tatlarıyla zevk u safa içinde bir hayat sürmeye başladı. Yiyip içiyor, eğleniyor, Zile Anfi Tiyatrosunda tiyatro seyrediyor, sürek avlarına çıkıyor, çeşitli yarışmalarla, gösterilerle sefih bir hayatı peşinden sürüklüyordu.

Fakat bu sefih hayat pek uzun sürmedi.
VI. Mihridates’in düşmanlan boş durmuyordu. Sürekli onu takip ediyor, zayıf bir anını kolluyorlardı.

Bu düşmanlann başında ünlü Roma Komutanı Pompeius geliyordu. Pompeius, hazırladığı birlikleriyle süratle Kazova’ya girdi. Kazova’nın mevzilerini askerlerine kontrol ettirdi. VI. Mihridates’in bulunduğu konumu iyice belledi. Bundan sonrası kolaydı.
V I. Mihridates’in sefahat içindeki yaşayışı onun için bulunmaz bir fırsattı.
M.Ö.64de Pontus’un güçlü kralı VI. Mithridat’a öldürücü darbeler vuran ünlü Roma Komutanı Pompeius, VI. Mihridatın bütün ordularım ortadan kaldırdı. Kazova’nın bataklıklarında VI. MithridatTn askerleri kayboldu.
Bu vakadan soma Tokat ve tabii Pazar da, Romalıların eline geçti.
V I. MithridatTn onuru kırıldı. Tattığı mağlubiyetin acısına dayanamadı ve sonunda intihar etti.
Tarihlerin düştüğü kayıtlarda yıllarca süren Roma Pontus Savaşlarında 100 000’den fazla insanın ölmesi; bölgenin gerek tarihi, gerek sosyolojik, gerekse jeopolitik bakımdan ne kadar önemli olduğunun bir delilidir.
M .Ö.47 tarihinde, babası VI. Mithridatın intikamını almak isteyen II. Pharnakes, elindeki kuvvetlerle Zile çevresinde bulunan Romalılara ait birkaç küçük birliği ani baskınlarla kılıçtan geçirdi.
Bölgede yeniden VI. Mithridatın gücü egemen olmaya başladı.

 

M.Ö 48

Yıllarına doğru Mısır’da Kraliçe Kleopatra ile yaşadığı aşktan dolayı Roma senatosunda gücü sarsılan ünlü Sezar, bir fırsat kollamaktaydı.
Bu fırsatı aynı yıllarda Kırım’da Bosforos Kralı olan II. Pharneke verdi. Pharneke, Roma’ya karşı büyük bir ayaklanma başlattı.
Onun en büyük Pontus Devletini yeniden kurmaktı. Emrindeki orduyla hızla hareket etti. Hışımla ve hırsla Yukan Kapadokya’ya saldırdı.
Sezar, beklediği fırsatın geldiğini düşündü. Mısır’dan maiyetindeki askerlerle Anadolu içlerine ta Zile’ye kadar, büyük bir sefer başlattı.
Büyük Sezar, Zile’ye kendiden emin bir şekilde yola koyuldu. Bağlan ve bahçeleriyle ünlü Zile yakınlanna askerleriyle geldiğinde, II. Pharnake onu hırsla ve güvenle bekliyordu.

Şehirler Zaten Bir Eski Zaman Hikâyesi Değil Midir? Pazar İlçesinde de Kim Bilir Kaç Eski Zaman Hikâyesi Yaşanmıştır? Daha Da Yaşanacaktır!

Zile yakınlarındaki Altıağaç’ın Skotius dağı mevkiinde büyük bir savaş başladı. Çok kanlı ve çetin geçen savaşın can alıcı anlarından birinde II. Pharnake, tırpanlı savaş arabalarını yamaçlardan aşağı Sezar’m ordusunun üstüne akıl almaz bir manevra ve cesaretle sürdü.
Tırpanlı savaş arabaları, önüne ne gelirse paramparça ediyor; hayvan, insan ağaç ne bulursa gökyüzüne kanlar içinde fırlatıyor. Gökten kanlı et parçalan yağıyordu. Küçük derelerde kan akmaya başladı,
İnsanlık tarihinin en vahşi savaşlarından biri yapılıyordu. Ortalık kan gölüne dönmüştü. Sezar’ın ordusu büyük bir zarar gördü.
Ancak savaş tecrübesi yüksek olan Sezar, savaş alanında bir ölüm makinesi gibi iş gören tırpanlı arabalarım, özel birlikleriyle mızrak yağmuruna tuttu.

Gökten dolu gibi oklar ve mızraklar ölüm makinelerini taşıyan atların sürücülerin üzerine düşmeye başladı. Savaşın seyri bir anda değişmeye başladı. Sezar, hayatı boyunca edindiği savaş tecrübesiyle birkez daha kazançlı çıktı. II. Phamake, savaş gücünün aslını teşkil eden tırpanlı savaş arabalarmı kaybedince ordusu dağıldı. Savaşı Sezar kazandı.

Bu ünlü taktiği sayesinde ağır bir yenilgiden kurtulduğu gibi Roma’ya “Geldim, gördüm, yendim” (vene, vidi, vici) şeklindeki müjdeli ve tehditkâr mektubunu Sezar Zile’den göndererek, rakiplerini sindirmesini bildi. -
Sezar, Roma’ya döndüğünde, unutulmaz kahraman olarak karşılandı. Halk Roma sokaklarında Sezar’a büyük sevgi gösterileri yaptı.
Sezar, bu savaş sayesinde İmparatorluk tahtındaki koltuğunu biraz daha sağlamlaştırdı.
Bu tarihten sonra Tokat ve çevresi, Kazova, tamamıyla Romalılann eline geçti. Dört yüz yıl Roma hâkimiyeti sürdü.

M.S. 395-1071.Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldığında Pazar ve çevresi Bizanslılarda kaldı....

Yaklaşık yedi yüz yıllık Bizans egemenliği sırasında Pazar ve çevresi tarihin cilvesi olarak uzun bir sulh ve sükûn dönemi yaşadı.
Ancak M.S. 625 yılında bir ara Sasaniler’in ani istilâsında, büyük bir sıkıntı geçirmişse de, bu istilâ pek uzun sürmedi.
İslâmiyet’in Arap yarımadasında yayılmasından kısa bir süre sonra Araplar ve 9. yüzyılın ortalarında Müslümanlığı kabul eden Türkler, Anadolu kapılarını ve Bizans kalelerini zorlamaya başladılar.
İslâm Medeniyeti Tarihleri Arap Akıncıları Kazova önünde 9. yüzyılın başında görünmeye başladı.
Yıllar geçtikçe Arap Akıncılarının kararâğının kurulduğu mekânlar haline geldi. Önce gelip geçici olan bu akınlar, 9. yüzyılın sonlarına doğru daha sık olmaya başladı. 10. yüzyılın başında akıncıların bir kısmı Kazova’ya yerleşmeye başladı.
Bu öncü kuvvetler, geriden gelen Müslümanlara rehberlik etti. Onların ekmeğini aşını, hayvanlarını yiyeceklerini, barınmalarını karşıladı. Hedef daha ileriye, daha ileriydi. Çünkü Resulullah, bir hadisi kutsîde:

“Konstantiniyye elbet bir gün fetih olunacaktır, onu fetheden komutan, ne güzel komutandır, onun askerleri ne güzel askerlerdir!”
diyordu.
İki Cihan Serverinin bu talifti, Müslümanların Anadolu fethinin bir an önce tamamlanmasında başrol oynuyordu. Türkler ve Müslümanlar yalnız Anadolu’ya değil, Bizans’ın baş şehri olan Kostantiniyye’yi almak için uğraşıyorlardı.
Sahabelerin daha 7. yüzyılın ortalarından itibaren İstanbul önlerinde görünmesinin Hz. Eyüplerin, Ensarilerin, Kaabların sur dibinde beklemesinin asıl sebebi buydu.

Pazar Meydan Savaşı

Elimizdeki kayıtlarda Pazar’ın ilk yerleşim merkezinin şimdiki bulunduğu yerin güneyindeki Dürdane Bacı Mezarlığının güneyindeki Kilise Alanı mevkiisidir. Halkın ısrarla Dövüş Tepesi olarak adlandırdığı yer, aslında Pazar’ın ilk yerleşim merkezidir.
Arapların bölgedeki hareketleri gittikçe artıyordu. M.S. 838 yılında Arap ordularının başında, aslen Türk olan Afşin Bey vardı. Afşin Bey, Kazova’ya hâkim Pazar’ı zorlamadan aldı.
Bu sırada bölgeye egemen olan, Frigya Hanedanına mensup Bizans İmparatoru I. Teophilus (829-842) Yukarı Kapadokya’dan topladığı binlerce askerle Anzes’te (Madas-Kabatepe) karargâh kurdu.
I. Teophilus Ağdağ’ın boynundan aşarak şimdiki Geyik Meydanına indi. Oradan Karadaş önlerine manevra yaptı, Çorak dere tarafından dış kale duvarına saldırdı.

 

Afşin Bey, Orta Asya’dan Arap Çöllerine, orada Anadolu içlerine kadar her türlü coğrafyada savaş yapmış usta bir komutandı. I. Teophilus’un hamlelerine, gece baskınlarıyla karşılık vererek kısa sürede üstünlüğü ele geçirdi.
I. Teophilus’un ordusu Kazova’ya doğru kaçmaya başladı. Afşin Bey, seçkin bir birlikle düşman ordusunu takip etti, Bey Obası önlerinde I. Teophilus’u kesin bir yenilgiye uğrattı. (12 Ağustos 838).
Bu tarihten sonra Bizans birlikleri Arap ve Türk akıncılarının önünde dayanamadılar.

1068-1071 yılları arasında Pazar ve çevresi Melik Ahmet Danişment Gazi tarafından fethedilmiştir. 1142 yılına kadar Danişmentlerin hâkimiyeti altındadır.
1142 yılında bölge, Nizamettin Yağıbasan’ın hâkimiyetine geçti. (Danişment Gazinin oğlu, Mehmet Gazinin kardeşi).

1144 yılına kadar Pazar ve çevresi Selçuklu Hükümdarı II. Kılıçarslan ile Bizans İmparatoru Manuel arasında sık sık el değiştirmiştir.

1144 yılında Konya Selçuklularına bağlandı.
1237 Tavukçu Köprüsünün (Pazar) yapılışı. (Bu köprüde kullanılan harca yumurta akı katıldığından, çevresinde pek çok tavuk beslendiği rivayet edilmektedir.)

1237 Yılında, Mahperi Hatun Kervansarayı yapıldı. Bölgenin ticari hayatı bir anda Pazar çevresinde canlanmaya başladı.
Kervansaray’ların bir bölgenin şehirleşmesindeki vazifesinin ehemniyetini vurgulamak için İslam Ans. C.6.s.597’de şu bilgilerin bir kısmını buraya naklettik.
Kervansaraylarda zengin-fakir her türlü yolcu en fazla üç gün yatar, yer içer ve ücret ödemezdi. Yıkanma, tedavi olma gibi hizmetlerden de faydalanırdı. Yolcu giderlerinin hemen tamamı kervansaraylara ait vakıf gelirlerinden karşılanırdı. Akşamları kapılar kapanır, dışarıdan gelen olursa içeri alınır, içeriden dışarıya kimse çıkarılmazdı. Sabah erkenden herkes uyandırılır, insanların eşyalarının kayıp olup olmadığı kontrol edilir; herkesten olumlu cevap alınmadan sonra kapı açılırdı.
Yolculara yol bilgileri verilir, harçlığı olmayana harçlık bile temin edilirdi. Bir olay vukuunda failleri mutlaka bulunup cezalandırılırlardı.
Kervansaraylarda maaşlı pek çok görevli insan vardı. Bunların maaşı ve kervansarayın giderleri, Kervansaraya bağışlanan bağ, bahçe, dükkân, han, hamam ve arazilerin gelirinden karşılanırdı.

Pazar’daki Mahperi Hatun Kervansarayına gelir getiren emlaklerin bugün olmayışı, Vakıf Medeniyetinin bir zamanlar nasıl yağmalandığının delilidir. Pazar Mahperi Hatun Kervansarayı, şehre yapılan hücumlarda iç kale olarak kullanılıyordu. İpek Yolu’nun bir uzantısı olarak yapılan Mahperi Hatun Kervansarayının, Pazar’ın gelişmesinde elbette büyük bir payı olmuştur.

1243 Köse Dağı Savaşı’ndan sonra Anadolu’yu bir uçtan bir uca istila eden Moğolların etkisine giren Anadolu, 1308 yılından sonra tamamen Moğol İlhanlılarının yönetimine girmiş ve İlhanlı Beyliği kurulmuştur. 1335’te Eretna Bey’in, 1381’de Kadı Burhaneddin’in eline geçti.

1340 tarihinde, Pazar ve Osmanlı tarihine damgasını vuracak olan Ahi Beyazid’in oğlu Hacı İvaz Paşa doğdu (Duvarcı Halil İvaz, Hacivat).
1343’te Selçuklu Köse Dağı Savaşı’nın izleri Pazar’a kadar geldi. Bu döneme ait bir sikke Ballıca Mağarası’nda bulunmuştur. 1388’de Kadı Burhaneddin Pazar’a geldi, ordusuna iaşe temin etti, askerlerini dinlendirdi. Ondan sonra da Turhal’ı muhasara etti.

1392’de Pazar, altı yüz yıllık bir hükümranlığın sahibi olacak olan Osmanlı hâkimiyetine girdi.

1402 yılında Ankara Savaşı’nda Yıldırım Beyazid’in Timur’a yenilmesiyle Osmanlı topraklarında iç kavgalar ve isyanlar başladı. Dolayısıyla Tokat, Zile ve Pazar çevresi de bu olaydan etkilendi. Bu kargaşalıkta Pazar’ın yetiştirdiği Hacı İvaz Paşa, Çelebi Mehmet’in tarafını tutarak Osmanlı birliğinin kurulmasında büyük rol oynadı. Yaptığı hizmetlerden dolayı vezirliğe kadar yükseldi. Fakat muarızları onu çekemediler; sonunda gözlerine mil çekildi.

1403'te eşkıya İnal oğlu Pazar’ı mesken tutup çevreyi yağmalamaya başladı. Aynı yıl, eşkıyalar uzun takipler neticesinde Çelebi Mehmet ve Kutlu Paşa kuvvetleri tarafından dağıtıldı. Bölgede yeniden huzur ve sükûn sağlandı.

1403’te Tokat Emiri Fahrettin Beyazıt, Moğol isyancılarıyla Beyobası’nda çarpışırken öldürüldü. Emir Dede diye bilinen yere bir Roma tümülüsü üzerine defnedildi.
(Roma tümülüsünde halk tarafından yapılan kazılardan, keçi heykelciğinin bulunduğu rivayet edilmektedir. M. Armağan. Yandaki fotoğraf.)

1407’de Pazar ve Tokat’ta pek çok hizmeti devam ettirecek olan Hacı İvaz Paşa, ilk vakfiyesi olan Tokat Vakfiyesi’ni kaleme aldı. Bu vakfa, gerek Tokat, gerekse Kazâbâd çevresinde verilen han, hamam, dükkân ve köylerin hiçbirinin bugün olmayışı, Tokat tarihini inceleyenler bakımından son derece önemlidir.

1427’de Bursa’da Hacı İvaz Paşa, Bursa ile ilgili vakfiyesini yazdı.
1429’da Hacı İvaz Paşa yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak vefat etti.

1473 yılında Uzun Hasan, Tokat’ı yakıp yıktıktan sonra Pazar’ı da yağmaladı. Fatih Sultan Mehmet, Pazar’da Şehzadeleri Beyazıt ve Mustafa ile birleşip Otlukbeli Savaşı için hazırlık yaptı. Savaşa buradan hareket etti.

1505-1507 yıllarında Şah İsmail, Pazar ve çevresini zapt etti. Karşı gelen köyleri askerlerine yağmalattı, bazı köyleri yaktırdı.

1514’te Yavuz Sultan Selim, Amasya-Artova yolu ile Pazar’dan geçip Kemah’ı zapt etmek için askerleriyle hareket etti.

1559-1561’de Şehzade Beyazıt, Pazar’da av bahanesiyle hazırlık yapıp, kardeşi Şah Selim’in kışkırtmasıyla babasına isyan etti, savaşarak İran’a geçti.

1561’de Kanuni’nin 3. veziri Pertev Paşa, Pazar’da Şarkikarahisar Bey’i İlyas Bey’e, İran Şahı’na verilmek üzere pek çok hediye ile bir name (mektup) verdi.

1622 tarihinde Abaza Mehmet Paşa Pazar’dan geçip Zilc-Amasya-ÇOrUnı
istikametine gitti.
1656 yılında Evliya Çelebi Tokat’tan Pazar’a geldi. Pazar'ın adını. “Avım Pazarı" diye isimlendirdi.
“150 akçalı Kadısı» Sipahisi, Kethüda yeri. Yeniçeri Serdarı, Şehit Subaşı vardır" diye eserinde tanıttı.
1837 tarihinde Kazova Ayanı Bekir Efendi, Kazova halkına yaptığı zulümden dolayı, Kazova halkının bir kısmı Zile ve Sivas’a göç etti.
Padişah olayı haber alınca Bekir Efendiyi azleder, yerine ErkiletliSorutoğlu Ebubekir'i tayin eder. Sorutoğlu Ebubekir de; “Gelen gidenin aratır hesabı" yolsuzluk yapar, devleti dolandırır, elde ettiği varlıkla Tokat’ta dükkân ve mülk edinir. Durum Sivas Valisine bildirilir. Ebubekir kaçar, kaçarken yolda kalp krizi geçirir ve ölür.
Devlet, Ebubekir’in Tokat’ta Dabakhane’de bulunan işyerlerine el koyarak 12 000 kuruşluk alacağını alır.

1884 (H.1300) îlçe merkezindeki çınar ağacı (Halk bu ağaca, Gavlağan ağacı diyor), Beyoğlu Mehmet Ağa tarafından dikildi. (MustafaGür-1337- üç tane dikildiğini söyledi.)
1895 Pazar Halil Bey Camisinin damı yıkılarak, üstüne yeni tavan yapıldı.
1914 Pazar çevresinden 1.Cihan savaşma pek çok asker katıldı. Çoğu Çanakkale ve Sarıkamış’ta şehit düştü. Yemen’e gidip de gelmeyenler oldu. Yemen ve Hey Onbeşli Türküsü buralarda da yürekleri yaktı. Bu konuda elimizdeki bilgiyi şöyle aktarabiliriz.

Pazar’da Somuncu Mahir Ağa nahiye müdürüdür. Muhtar ise Şalaman Ağa’dır. Halk savaşa hazırlanmaktadır. Mahir Ağa, haber alır almaz hemen askerlik çağındaki gençleri toplar ve şöyle konuşur:

“Pazar’dan Amasya Paşası geçecek. Ben Paşa’yı buraya davet edeceğim. Sizler, Paşa’ya izzet ve ikramda asla kusur göstermeyin; mutlaka karşılığını göreceksiniz.”

Amasya’dan gelen Paşa’ya halk büyük izzet ve ikramda bulunuyor; ne emrederse yapıyorlar, karşısında el pençe divan duruyorlar. Paşa kalkıp giderken, gençlerin hizmetinden memnun kalıyor ve Mahir Ağa’ya soruyor:

“Bu gençler kimdir?”

Mahir Ağa, “Bunlar benim fedailerimdir!” diye cevaplar. Paşa tekrar sorar:

“Ne yapacaksın bu civan gibi gençleri?”

Mahir Ağa övünerek, “Asayişi sağlamak için bir karakol kuracağım, bu çocukları orada görevlendireceğim!” diye cevap verir.

Paşa, ses çıkarmadan gidiyor. Mahir Ağa, Kırımkeri köyüne bir karakol açıyor.

Paşa’ya hizmet eden gençlerin ailelerinden, çocukları I. Cihan Savaşı’na göndermemek şartıyla tarla ve manda alıyor. Fakat kısa bir süre sonra savaş kızışınca bu gençlerin hepsi hem Cihan Harbi’ne hem de Yunan Harbi’ne gitmek mecburiyetinde kalıyorlar. Savaşa gidenleri, şehit olanları ve geri dönenleri “Gazilerimiz” bölümünde kayıt altına aldım.

Mustafa Armağan’a ait dokuz sayfalık el yazısı notların üçüncü sayfasında Mahir Ağa ile ilgili bir kayıt var: “Mahir Ağa’nın hiç çocuğu yoktur. Göceklerden bir kız alıp evlat ediniyor. Bu kızın adı Nazmiye’dir. Nazmiye Hanım daha sonra Dereköylü Kenan Süzer’in amcası Şakir Süzer’le evleniyor.” (Bu bilgileri Osman Dede’den duyduğu gibi anlatıyor - Mustafa Armağan’ın el notları.)

1918 yılında, yurt dışında yapılmış bir tabanca Menteşe’den Mustafa Öztaş’ın babasına teslim edilir. Bu silah, İstiklal Savaşı’na katılır ve Çete Savaşlarında Kuvayı Milliye askerleri ile birlikte asilere karşı kullanılır. Silah daha sonra Mustafa Öztaş’a, ondan da Hayrettin Öztaş’a kalır. Hâlâ çalışan bu silahı görenler hayret etmekten kendini alamıyor.

1920-1922 yıllarında, Pazar çevresinde Rum ve Ermeni çeteleriyle birleşen asker kaçakları köyleri huzursuz etmeye başladı. Bazı köylerde Rumlar, dağlara adam kaçırıyorlardı.

1921’de Kaz Gölü’nde çeteciler tarafından iki kişi katledildi (Bu hikaye için bakınız: M. Emin ULU, Belgelerle 1315’lilerin Dramı, İstanbul 2007).

1920-1923 yılları arasında, İstiklâl Mahkemelerinde Cumhuriyet’e karşı çıktığı iddiasıyla yargılanan asiler, Pazar merkezdeki (Gavlağan) çınar ağacında asıldı.

Bu olaylardan birini olduğu gibi anlatıyorum. Konu, Osman Armağan’dan alınmıştır. Osman Armağan, olayı bizzat yaşadığını ve bu olay meydana geldiğinde sekiz yaşında olduğunu söylüyor. Olayı şöyle anlattı:

“Dönem yine Mahir Ağa’nın dönemi...
İstiklâl Mahkemesi, Gavlağan Ağacı’nın dibinde kuruluyor. Daha önceden tespit edilen ve adı güya suçlu olan sanıklar için verilen tek ceza, idam. Dereköylü Çıtaklardan biri, mahkemede idam cezasına çarptırılıyor. Mahkeme heyeti infazı Gavlağan ağacının dibinde uygulayacak. Bir cuma günü, kalabalık... İğne atsan yere düşmeyecek. Halk hep seyretmeye gelmiş. Mahkeme heyeti, ‘Suçlu gelsin!’ diye tellal çığırtıyor. Artova’nın Bebekderesi köyünden biri de, ‘Ne var ne yok!’ diye Gavlağan ağacının dibinde olayları saf saf seyrediyormuş. Kalabalıktaki uyanıklardan biri, Bebekdereli’yi sırtından itip meydana sürüyor. Kimse bir şey demeden adamın boğazına yağlı ip geçirilip asılmış. İstiklâl Mahkemesi, Pazar’da bunun gibi kaç tane keyfî olarak idam infaz etti.”
(Mustafa Armağan’ın Not Defterinden...)

 

1928’de Pazar İlkokulu açıldı.

1930’da, Pazar’ın nüfusu yeterli olmadığından belediye lağvedildi.

1934-1935’te Pazar ilk kez elektrikle aydınlandı. Emekli Bahriye Binbaşısı Mevlit Özarar, Beyzade Ziya Bey’in değirmenini kiralayarak, İstanbul’dan getirdiği tribün vasıtasıyla elektrik üretir. Mahallelere direk dikmez; evlerin sokağa uzanan hezen başlarına fincan takar, telden hat çeker. Teller, naylon icat edilmediği için ipek yalıtımlıdır. Evler, ampul başı ücretlenir.

1930’da Pazar’ın nüfusu yeterli olmadığından belediye lağvedilmiştir.

1934-1935’te Pazar, elektrikle ilk kez aydınlandı. Emekli Bahriye Binbaşısı Mevlit Özarar, Beyzade Ziya Bey’in değirmenini kiralayarak, İstanbul’dan getirdiği tribün vasıtasıyla elektrik üretir. Mahallelere direk dikmez; evlerin sokağa uzanan hezen başlarına fincan takar, telden hat çeker. Teller, naylon icat edilmediği için ipek yalıtımlıdır. Evler, ampul başı ücretlenir.

Hüdai Dal, hat çavuşu olarak görev yapar. Elektrik tellerine, Pazarlı kadınlar ikazlara rağmen çamaşır asarlar. Sık sık kontak oluşur, elektrikler kesilir. Hat çavuşu tahsilatı tam yapamaz, zarar eder.

Mevlit Bey, Tokatlılarla anlaşarak tesisi şehre taşır. Pazar, bu olaydan sonra yirmi altı yıl karanlıkta kalır.

1937 Dersim İsyanında Kazova’daki Kürt köyleri; Gendigelen, Burga, Şatroba Kuşoturağı,ve Beyobası köyleri (Tatar Köyü Hariç) üçer beşer ovadaki köylere dağıtılır.

1884 Tarihinde Beyoğlu Mehmet Ağa Tarafından Dikilen ve Pazar’da Pek Çok Tarihi Olaya Şahit Olan Çınar Ağacı

26-27 Aralık 1939 depreminde, Erkilet ve Pazar’da bazı evler hasar görmüş, birkaç kişi yaralanmıştır. Can kaybı olmamıştır.

1949’da Sakal-ı Şerif’in Pazar’a gelişi. Arapkirli Sultan Hatun tarafından Mehmed Ağa aracılığıyla Mekke’den getirilmiştir. Kürt Osmanların Salih Efendi tarafından 1949 yılında, Halil Bey Camii’ne 1369 Safer ayında teslim edilmiştir.

1950’li yıllar, Türkiye’de Beyaz İhtilal dönemi. Nahiye Müdürü Vahap Ayhan, muhtar Hasan Ünal, Ocak başkanı Sülükçü Hüseyin Koçer ve Türüdülerin Fehmi Özalp görevdeydi. Halk, Beyaz İhtilali gerçekleştiren Demokrat Parti’ye bir türlü “Demokrat Parti” diyemiyordu.

Herkesin ağzında “Demirgrat” aşağı, “Demirgrat” yukarı. Halk, kıtlıktan çıkmış olmanın verdiği rahatlıkla büyük bir nefes alıyor.

“Tanrı uludur!” seslerinin yerine minarelerde “Allahüekber!” sesleri yeniden yükseliyor.

1957 yılında Pazar’da belediye kuruluyor. Aynı yıl, Pazar’da ilk belediye seçimleri yapılıyor. Dokuz encümen seçiliyor. İçlerinde yalnız İbrahim Çopcuoğlu ile Hasan Yılmaz aday oluyor.

Diğer encümenler ise şunlardır: Zabit Atar, Osman Eşme, Osman Armağan, Ali Karaduman, Hasan Ünal.

Hasan Yılmaz, beş encümenin oyunu alarak 1960 yılına kadar Belediye Başkanı oluyor. Başöğretmen Dursun Çağlar ise inkılâp tarafından tepeden inme başkan yapılıyor.

1961 yılında Pazar Avcılar Kulübü kuruluyor. 1961’de Pazar’a ikinci kez elektrik geliyor.

Necati Dinç ve on üç arkadaşı, pancar dairesinden çektikleri krediyle İstanbul’dan jeneratör alıyorlar. Değirmenönü semtine santral binası yaparak mahallelere direk dikip hat çekiyorlar.

Halk, yeniden kavuştuğu elektriğin keyfini sürmeye başlıyor. Akşamları sokaklar şenleniyor, çocuklara gün doğuyor.

Elektriği olmayan komşular bir ışığın dibine toplanır, gece yarılarına kadar sohbet edilir; güz mevsiminde yarmalar, bulgurlar, ışık diplerinde dövülürdü.

Bazı yaz akşamları, yemekler “alatirik” direğinin dibinde yenir. Halk yavaş yavaş medeniyetin aydınlığına alışmaktadır; evine ışık alanların sayısı giderek artmaktadır.

1965 yılında, Hamam’da Pazar’ı yasa boğan bir olay meydana gelir. Elim bir kaza sonucu, cereyana kapılan bir üniversite öğrencisi ve annesi hayatını kaybeder. Bu olay, Pazar halkının yüreğinden yıllarca çıkmaz. Halk günlerce yas tutar, ağıt yakılır, destan okunur. Yıllarca ölüme sebebiyet vermekten on dört kişi mahkemeye gidip gelir.

Bu sırada elektrik santrali, Hadi Balakbabalar’ın belediye başkanlığı sırasında belediyeye devredilir. Santral, Almus Baraj Gölü’nden 1966 yılında elektrik gelinceye kadar şehri aydınlatır.

19.06.1987 Tarihinde 3392 kanunla 04.07.1987 tarihinden itibaren Pazar ilçe merkezi olmuş ve 01.08.1988 tarihinden itibaren faaliyete geçmiştir.

Bu yazının hazırlanmasında Mehmet Emin Ulu’nun Erkilet Var Pazar Var adlı eserinden yararlanılmıştır.

1350 1520

Kuruluş
Yılı

0 4
.8k

İlçe
Nüfusu

1000 1103
 m²

İlçenin
Yüzölçümü

0 785

Başarılı
İşler

-

En İyi Mekanlarımızı
ve Mimarimizi Görün

Sanatı Seviyorsanız Yalnız Değilsiniz.

En son Gelişmeler